BAŞKANLAR DAIMA ÇOCUK Mİ OLMALI

BAŞKANLAR DAIMA ÇOCUK Mİ OLMALI

BİR insanın bir ülkeye baş- kan seçilebilmesi amaçlı iş ve dünya tecrübesinin tam olması, tespit edecek bir olgunluğa ulaşması, yalnızca yaşanmışlıkla edinilebilecek tevazu ve profesyonel davranma güdülerine sahip olması gerekirken, pekçok ülkede kişilerin öncülerinden gençlere has dinamizm ve yeniden gençlere has sıhhatli olma şartı koymaları manasız geliyor bana.
Bunu Türkiye’de Cumhurbaşkanımız Erdoğan amaçlı de inşa etmeye çalıştılar, onun hasta meydana geldiği söylentisini yaydılar, ama bu tutmadı. Başkan Obama’nın uçağının merdivenlerinden inişine bir bakın, kendisine bir havalar veriyor, koşarak, hemen hemen zıplayarak iniyor merdivenlerden. Bu da “Yaşıma nazaran sağlıklıyım” iletinini sunmak amaçlı. Şayet deneyim, yetkinlik, yaşanmış- lıkla iştirak eden tevazu ve profesyonel davranmasını istiyorsak liderden, o süre onun bir yaş hududunu aşmış olmasını baştan onay etmemiz gerekmektedir. Fakat tespit edecek bir yaş sınırı aşıldıktan ardından insanın belli bir süre doktorla ve hastalıklarla beraber yaşamayı öğrenip bunu onay etmesi gerekmektedir. Bu yaşamın sevimli olmayan ama maalesef kaçınılmaz yönlerinden biri. Okumaya devam et “BAŞKANLAR DAIMA ÇOCUK Mİ OLMALI”

Bu erken Amerika

Bu erken Amerika

Tarihinin en Yorucu, en zalim, en karma karışık seçiminden ardından Abd bu sabah ne çeşit bir sabaha uyanacak? Bu problemin cevabını tam olarak verenlerin sayısı bir sürü az. Bizzat tuttuğu yön kazansa dahi yanıtı vermekte zorlanıyor her biri.
Aslında “Morning in America” (Abd’da Erken), Ronald Reagan’ın 2. tercih kampanyasında kullandığı son derece optimist bir reklam kampanyasıydı. O reklamda “Abd’da yeniden sabah” denilerek işe giden vatandaşlar neşe içerisinde, gelecekten korkusuz gösteriliyordu. Okumaya devam et “Bu erken Amerika”

SADRAZAM KARŞI ÇIKIYOR

SADRAZAM KARŞI ÇIKIYOR

Hükümdar, şuanki kemerlere ilâve olarak Kâğıthane’de Bizans zamanından kalma su yollarının elden geçirilerek kente fazladan su getirilmesini de emretmişti.
Ama, Veziriazam Semiz Ali Paşa hükümdarın talimatına karşın çıkacak ve kelleyi koltuğa alarak bu emirlerin sıkı neticeler getirmeyeceğini açıklama edecekti:
“Hünkârım” diyecekti…. “Şehre su getirmekten daha faziletli bir sevap ve kocaman bir zerafet belki de şuanki değildir. Ama kente kâfi miktardan pek su getirilecek olursa İstanbul’un her semtinde yepyeni birer çeşme inşa edilecek, sular sebil benzeri akacak, bu bolluğu işitenler de Arap ve Acem memleketlerinden dahi gelip kentin nüfusunu arttıracak! İstanbul’a et, ekmek ve öbür yiyecekleri yetiştirmek zorlaşacak, askerin geçimini sağlaması müşkil duruma geliyor olacak, yemek maliyetleri yükselecek ve rençperler tarlalarını bırakıp İstanbul’a dolacaklar. Son Olarak belki birçok pek güçlük çekmeyiz ama asıl zorluğu sizden daha sonra iştirak eden padişahlar çekerler”. Okumaya devam et “SADRAZAM KARŞI ÇIKIYOR”

İstanbul’un su derdini Kanunî dahi çözememişti

İstanbul’un su derdini Kanunî dahi çözememişti

ŞUBAT’ın yarısını geçtik şayet İstanbul’da halen damla yağış yok! Kuraklık fena geliyor, bir sonraki aylarda öyle bir susuzluk yaşayacağız, o kadar kupkuru bir yaz geçireceğiz ki, yandık!
1940’lı yıllarda Ülkemiz nüfusunun yüzde beşinin içinde bulunduğu İstanbul, bu sabah memleketin nüfusunun yüzde yirmisini barındırıyor. Dolayısıyla şuanki su kaynaklarının kâfi gelmemesi normal, hele yağış meydana gelmediği halde feci bir kuraklığın yaşanması da Allah’ın emri!
Seçim dönemlerinde âdettendir; dertler ve felâketler “Geliyorum” deseler dahi önlem alınmaz, dikkat yapılmaz ve herşey tercih sonrasına bırakılır… Okumaya devam et “İstanbul’un su derdini Kanunî dahi çözememişti”

Hünkâr kızından saray işi hünkârbeğendinin tarifi

Hünkâr kızından saray işi hünkârbeğendinin tarifi

Sabiha Padişah, Osmanlılar’ın nihai hükümdarı Padişah Vahideddin’in minik kızı idi. 1894’te İstanbul’da, Ortaköy’deki Feriye Sarayı’nda doğdu. Kuzenlerinden biriyle, sonradan “Halife” olacak meydana gelen Abdülmecid Efendi’nin erkek çocuğu Şehzade Ömer Faruk Efendi ile evlendi ve üç kızı oldu: Neslişah, Hanzade ve Necla Sultanlar. Sabiha Padişah’ın kızları sonraki yıllarda Mısır prensleriyle evleneceklerdi. Osmanlı hanedanının tüm mensuplarıyla birlikte 1924 Mart’ında Ülkemiz’den ayrılan Sabiha Padişah öncesinde İsviçre’ye, oradan güney Fransa’nın Nice kentine yerleşti. Aile, Fransa’dan Mısır’a nakletti, ardından Avrupa’ya geçti. Sabiha Padişah, hanedana mensup bayanların memlekete gelebilmelerine müsaade verici yasanın çıkmasından ardından 1952’de Ülkemiz’ye döndü, “Osmanoğlu”soyadını aldı ve İstanbul’a yerleşti. Yaşama 1971’de gözlerini yumdu ve Rumelihisarı’na, Aşiyan Kabirliği’na defnedildi. Okumaya devam et “Hünkâr kızından saray işi hünkârbeğendinin tarifi”

Çağdaş Türk romanı ne sebeple dizi yapılmaz

Çağdaş Türk romanı ne sebeple dizi yapılmaz

ÇALIKUŞU başladı… Feride ile Kâmuran çoğalış birden çok yil süresince hayatımızın bölünmez parçası olacak…
Dizideki karakterler uzunca uzun bakışacaklar, kamera müziğin beraberinde hiç durmadan zoom yapacak ve oyuncuların gözbebeklerindeki damarların sayısını dahi ezberleyeceğiz; salına salına, yavaş yavaş yürüyüp üç adımı 5 dakikada alacaklar, vakalar bir çeşitli çözülmek bilmeyecek, uzadıkça uzayacak ve en az doksan dk süren her bir kısım bu sayede rahatça doldurulacak!
Çalıkuşu ve bundan önce uzunca yıllar ekranda olan Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü vesaire benzeri Türk romanının klasik örnekleri eskisi civarı sık sık okunmasalar ve bunlardan hareketle yapılmış olan dizilerin kahramanların adları dışarısında asıl roman Okumaya devam et “Çağdaş Türk romanı ne sebeple dizi yapılmaz”

GELENLERİ KAPIDAN KOVDU

GELENLERİ KAPIDAN KOVDU

Mısır Kralı Faruk 1952 Temmuz’unda bir darbe ile tahtından indirilmiş, ismi yalnızca kâğıt üstünde vârolan ve birden çok ay aynı ritimde devam edecek meydana iştirak eden bir “Naipler Konseyi” oluşturulmuş ve asıl gücü öncülüğünü Albay Cemal Abdülnasır’ın yaptığı “Hür Subaylar Hareketi” ele geçirmişti.
Hareketin içinde yüzbaşısından generaline civarı anında her rütbeden subay vardı. İhtilâlin önde iştirak eden isimlerinden meydana iştirak eden Binbaşı Salâh Salim ile bir grup subay, darbeden birden çok gün hemen ardından Nil sahilindeki Ülkemiz Büyükelçiliği’ne gittiler.
“Ülkemiz’de cumhuriyet çağında yapılmış olan reformları misal aldıklarını” söylüyor, büyükelçiden ve Ankara’dan dayanak istiyorlardı. Okumaya devam et “GELENLERİ KAPIDAN KOVDU”

AĞUSTOS’A YETİŞECEK

AĞUSTOS’A YETİŞECEK

Anıtmezarın projesi Mimar Sinan Üniversitesi öğretim azasi Profesyonel. Dr. Suphi Saatçi’nin başkanlığında Dr. Oğuz Erataç, Selim Gümgör ve Mimar Hayriye İsmailoğlu’ndan olan ekip aracılığıyla hazırlandı. Projede, 166 metrekarelik etraf düzenlemesinin yanısıra mezarlara çıkma amaçlı merdivenler ile oturma yerleri yapılması ve 22 metrekarelik bir de namazlık yapılması öngörülüyor. Üstünde ayyıldızlı bir desenin yeralacağı kitabeye de Paşa’nın ismin birden çok farklı alfabe ile yazılması tahmin ediliyor. İnşaat birden çok ay içinde bitirecek ve 2014’ün 4 Ağustos’unda, başka bir deyişle Enver Paşa’nın şehid meydana geldiği günün 92. yıldönümünde merasimle açılışı ifade edilecek. Proje amaçlı yapılan kısa açıklama raporda, Okumaya devam et “AĞUSTOS’A YETİŞECEK”

BEŞ AY SONRAYA HAZIRLIK

BEŞ AY SONRAYA HAZIRLIK

Avrupa, hemen işte bu tarihin yüzüncü yıldönümünü hatırlamaya hazırlanıyor ve yalnızca TV programlarıyla yetinmiyorlar. Ek Olarak şimdiden hayat civarı kitap çıkıyor, sergiler açılıyor, konferanslar veriliyor ve bundan 5 ay ek olarak sonra da şimdiye civarı yapılanların birden çok misli yoğunlukta faaliyetler düzenlenecek!
Daha öncesinde bahsetmiştim: Tüm bu faaliyetlerin partner bir noktası var: Birinci Hayat Savaşı’nı yâd etkinliklerinde Türkiye’nin adı dahi geçmiyor! Savaşta koskoca imparatorluğunu kaybeden, yüzbinlerce şehid verici ve harbin acılarını en pek hisseden Türkiye’yi yahut o vakitki adıyla Osmanlı Devleti’ni anımsayan yok! Avrupa, hayat savaşını bu sabah yalnızca kıt’a Avrupası’nda 4 yil süresince meydana gelen kanlı çatışmalardan ibaret görüyor, önce sırayı Belçika’daki yahut Fransa’daki Okumaya devam et “BEŞ AY SONRAYA HAZIRLIK”