Politik portakal

Politik portakal

ANTALYA Altın Portakal film şenliğine son 4 seneden ardından ilk defa katılıyorum. Geçtiğimiz aşama zarfında editoryal görevim beni engelliyordu. Fakat sebeplerin en ehemmiyetlisi bu olsa da, “Kasacağız, ille de Cannes olacağız” iddiasını, sinemanın önüne geçtiğimiz hezeyanlı faaliyetleri itici bulmam da gösterişli olmuştur.
Uzun bir aradan ardından son olarak CHP’li belediyenin kanatları altında gerçekleşen festival birçok elbette mutantan dolgu malzemeleriyle botokslanmış yakın aşama festivallerine benzemiyor. İhtişamın yerini sadelik, festivalin referansının “sinema” meydana geldiğini anımsadan bir aslına rücu atmosferi ve “haysiyet” almış vaziyette. Evet, şeref, zira bu sene Altın Portakal samimi içe, derinden derine politik bir imtihan, bir varlık maçı veriyor.
Son mahalli seçimde Antalya’yı kaybeden devlet ile mahalli idare aralarında, Antalya’ya bir kimlik kazandırmış meydana iştirak eden “Altın Portakal” üzerinden bir iddialaşma var adeta. Devlet taşradaki en mühim film festivali meydana iştirak eden Altın Portakal Film Festivali’ni kaderine terk etmiş yaşanıyor. Bir “umurumuzda değilsiniz” hali Okumaya devam et “Politik portakal”

Başkalarının varisleri

Başkalarının varisleri

ALIŞVERIŞ MERKEZI’ler sektör bugünü kapanmalı mı, açık mı kalmalı tartışmasını çok mühim buluyorum. Gülin Yıldırımkaya, cuma bugünü yayınlanan tartışma sayfasında bu konuyu işlemiş, çok da harika yapmış. Fikir verenler aralarında, “Hayır kapatılamaz, bu delilik olur” diyen de var, Ali Tezel benzeri bırakın sektör gününü, “Haftanın bütün günleri kapalı kalmalı” diyen de. Tezel’inki çok kökten bir tavsiye. Sektör bugünü dahi, “Çalışanın dinlenme hakkı” benzeri “insani”, getiri getirmeyen bir emel uğruna feda edilmeyecektir zira. Bunlardan geçtim, cuma olsun, cumartesi olsun; kafi ki şu tüketim mabetleri haftada “bir gün” o yerlerde çalışan kişilerin da dinlenebilmesi amaçlı kapalı kalsın.
Avrupa sektör günlerini alım satım yapmadan geçirmeyi içerisine sindirmiş. Sektör bugünü dünyanın mühim iş Okumaya devam et “Başkalarının varisleri”

Ecevit ‘reloaded’

Ecevit ‘reloaded’

Kılıçdaroğlu “yoksulluk” ve “yoksunluklar”ın vurguluyor. “Rejim” ve “resmi ideoloji” aksından ziyade, “halk” diyor ve “ekonomi” ağırlıklı bir diskur üzerinden gidiyor. Yeni zenginler yaratmayı hedef alan siyasetleri tenkit ederek, aşağı sınıfları yakan yoksulluğa çözüm üretme üst kısmına yoğunlaşması, AK Parti’yi endişeli edecek unsurlar. Şunlar harika ve CUMHURIYET HALK PARTISI amaçlı yeni olabilmektedir ama “sol” amaçlı yeni değil. Türkiye’de bir “sol”a gereksinim meydana geldiği gerçek. Ama din ve fikir bağımsızlığına, kimlik ve kültürel haklara ilişkili olarak taleplerin tümünü ansızın “yoksulluk” paydasına indirgeyen sol idrak 70’lerde kaldı.
Kılıçdaroğlu’nun kurultaydaki konuşması CUMHURIYET HALK PARTISI’nin halka nazaran devletçi anlayışını “elde bir” görüp, “klasik” CUMHURIYET HALK PARTISI’nin önkabulleri ve çelişkilerinin üst kısmına “klasik” sol hamuru döküp bir CUMHURIYET HALK PARTISI’li sol turtası inşa etme eğiliminde meydana geldiğini gösterdi. Dahaönce Ecevit’in denediği türden. Halbuki aradan bir sürü süre geçti, çoğalış 70’lerde değiliz. Demokratik sol idrak, klasik solun tüm Okumaya devam et “Ecevit ‘reloaded’”

9 ay askerlik ve son eşdeğer muamele

9 ay askerlik ve son eşdeğer muamele

Yeni Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner, ayağının tozuyla çeşitli bir askerlik uygulamasını gündeme getirdi. Bu modele göre, üniversite mezunu veyahut değil her biri 9 ay askerlik yapacak ve benzer karavanadan yiyecek yiyecek.
Profesyonel asker, çekici yanları meydana gelmesine nazaran birçok sorun barındıran bir model. Bedelli askerlik fikri ise son derece berbat, bunu bundan önce de yazdım. Askerlik yapanların öğrenim durumlarına göre ayrılmaları ve birbirinden çok çeşitli koşullarda askerlik inşa etmeye zorlanmaları ise en haşin olanıydı. Çünkü 4 sene okul okumuş dostlar, talep ettikleri halde az aşama askerliği 6 ay yaparken, lise mezunu gençlerimizin askerlik müddeti 15 aydı. Askerliğini yedek subay olarak inşa etmek talep eden üniversite mezunları ise açıktan daha sıkı üstelik bazen “insan” muamelesi dahi görebilirken, erlerin bunun gibi bir talihi olmuyasker. Okumaya devam et “9 ay askerlik ve son eşdeğer muamele”

‘Türk tütünü’ diye mi

‘Türk tütünü’ diye mi

ALİ Bayramoğlu 10 Aralık tarihindeki yazısının bir yerinde, AK Parti’nin “vermeyi” sevdiğinden ancak “istenmesine” karşın reaksiyon duyduğundan bahsetmiş.
Bu gerçek bir saptfakat. AK Parti hükümetinin vermeyi sevdiğini, devletin hantal ve kör meydana geldiği pekçok konuda sivil toplumu dahi geri bıraktığını gördük, yaşadık. Ancak “istenmesinden” tedirginlik işitmek, kimin hangi ihtiyaçtan malul meydana geldiğini bilemez duruma gelme potansiyeli taşıyor. İnsanlar bir reaksiyonla karşılaşmamak amaçlı isteyemez duruma gelirlerse, devlet “vermekten duyduğu memnuniyeti” kalbine gömmek zorunda kalacak. Burada elbette, iktidarın dram dolu ve potansiyel acıları değil, “istemekten korkar duruma gelme” eşiğindeki kişiler, müesseseler, teşkilatların acıları önceliğimizdir.
Ve elbette kentlerin. Bir örnek: Adıyaman ilimiz. Okumaya devam et “‘Türk tütünü’ diye mi”

İSRAF DEĞİL İNSAF

İSRAF DEĞİL İNSAF

Son 5 ayda 29 bin genç açlıktan can verdi. Afrika’daki açlık yine hudut tanımaz boyutlara geldi. Yalnızca Afrika’da değil, burnumuzun dibindeki evlerinde, mahallelerde kim ne koşullarda yaşıyor, hangi zorluklarla uğraş etmekte, vurdumduymaz duruma geldik. “Yardım” yaz, şu numaraya gönder, sevabın cebine gelsin Müslümanlığının tatlı sularında, iftara civarı kafamıza takılan tek sual, “Güllaç fındıklı mı olsun frambuazlı mı” mevzusunu aydınlığa kavuşturmak oluyor ve bu hakikaten utanç verici…
Oysa Müslüman olanı diğerinden ayıran şeylerden biri de, şartların adaletsizliğini değiştiremiyorsa dahi, o koşullarda sahip meydana geldiği imkânlardan bir nebze de olsa “mahcubiyet duymak” olmalıdır. Oruç benzeri nefis terbiyesini planlayan bir ibadet etme, zevku sefa pratiğine dönüşmemelidir.
Bu yönden bu eylemi manalı buluyorum. Bir aşırılık varsa, mümine düşen, kardeşini bu aşırılık dair uyarmaktır.
Ne var ki… Okumaya devam et “İSRAF DEĞİL İNSAF”

BAŞÖRTÜLÜ ADAY YOK, OY DA YOK

BAŞÖRTÜLÜ ADAY YOK, OY DA YOK

Bugünlerde en bir sürü karşılaştığım sual natürel olarak şu: “Başörtülü aday yoksa oy da yok!” kampanyasına imzasını attınız ve sözcülerinden biriydiniz. AK Parti başörtülü aday göstermedi. Bu vaziyette tercihiniz ne olacak? Cevabım, altına imzasını attığım sloganın içerisinde var. Aday yoksa oy da yok.
Analiz faslı sonraya kalsın. Şu An Için içimden yalnızca hislerimi paylaşmak geliyor. Bu aşamada, açık bir haksızlıktaki hissesini algılamak ve düzeltici olmak mahaline “Meclis’te olmaz” diyerek bildik arızasını sürdürmeye niyetli meydana geldiğini açık eden CUMHURIYET HALK PARTISI’ye de, “Daha vakti gelmedi” diyerek korku senaryolarını üzerimize boca eden ve kendisine yakışanı yapmaktan geriye duran AK Parti’ye de, “Oturun yerinizde, evinizin kadını, partinizin destekçisi olun!” ayarlarını vermeye soyunan hazır vaziyette kıta muhafazakâr demokratlara da, bu ayarları gönül rahatlığıyla yiyen ve kendileri için uğraştığımız takdirde dönüp bizi sigaya çeken bir takım başörtülü partili hanımlara da, “Ay bir siz eksiktiniz Meclis’te” diyen laikçi teyzelere amcalara da, kırk dereden su getirip Okumaya devam et “BAŞÖRTÜLÜ ADAY YOK, OY DA YOK”

Şehrin Emek’leri

Şehrin Emek’leri

O olmasa, Nikita Mikhalkov’un saatler devam eden ve Hollywood izleyicisinin “Filme bak yaa, dakikalarca hiçbi’ birşey olmuyo”diye özetleyeceği “Urga”, “Güneş Yanığı”, “Sibirya Berberi” benzeri filmlerini, en çok kırık dökük bir kültür merkezinin kantinden bozma salonunda görebilirdik. O olmasa, fazla çok bireyin hayatından Angelopoulos’un “Ağlayan Çayır”ı, David Lynch’in “Mulholland Drive”ı, Lars von Trier’in “Dogville”i ve “Manderlay”ı, Cronenberg’in “Existenz”i, Chabrol’un “Seremoni”si geçemez, geçebilemezdi.
O olmasa Türkiye/İstanbul izleyicisi, imalat ishali haline gelmemiş, yalnızca gönlünün çektiği filmleri çeken yönetmenlerin yapımlarından haberdar dahi olamayabilirdi. Eric Bana’nın “Chooper” diye son derece garip ve özel bir filmde oynadığını pek nadir birey hatırlayacak. Bir ben, bir sen, Andrew Dominik ve dostları, bir de “Alkazar” müdavimleri. Okumaya devam et “Şehrin Emek’leri”

Kürtaj ve sezaryen

Kürtaj ve sezaryen

“Her kürtaj bir Uludere’dir” cümlesiyle birlikte yerini yabancı bir kavgaya bıraktı. Başbakanımızın “Kürtaj cinayettir” demesi ve sezaryene de karşın meydana geldiğini belirtmesi, bir anda kadınları birçok kızdıran bir gündem maddesine dönüştü.
Başbakan zannediyor ki, söyledikleri yalnızca bir grup feminist kadın hakları müdafaa edicisi kadını kızdırıyor. Başbakan zannediyor ki, sözlerine itiraz edenlerin tümü o sözleri yanlış bulduğu amaçlı öfkeleniyor. Hayır ne yalnızca minik bir topluluğu huzursuz etmekte bu sözler, ne de reaksiyon ana fikre karşın olmaktan kaynaklanıyor. İnsan gerçek fikirlerin “dayatılmasına” da sinirlenir. “Gece geç yatmak kötüdür”‘ gerçek bir fikirdir. Şayet “Gece geç yatılmasını yasaklıyoruz” demek, dikte ettirmedir, dayatmadır. Her dayatma da bir kürtajdır, yaşama kürtaj yapar. Bunun benzeri. Okumaya devam et “Kürtaj ve sezaryen”

Kırılan kanatlar

Kırılan kanatlar

HÜSEYİN Gülerce, Devlet Sözcüsü Bülent Arınç’ın izahlarının sonrasında Twitter’da şu iletileri paylaşıyor: “Dualar onay oluyor. Hatadan dönüldü. İki sene ek olarak dershanelerin açık kalması onay edildi. İki sene içerisinde imtihan sistemi yenilenebilir. bu sırada dönüşüm çalışması da yürür. Yapılmış Olan çalışmalar ile dershanelere gereksinim azalabilir. Kapatan kapatır. Zorlukla kapatma haklar dışı olabilir. Yarından bu yana gerilimin düşeceğini ve sıhhatli bir tabanda dershanelerin geleceğinin tartışılacağını tahmin ediyorum.” O saatlerde Hizmet Hareketi’nin müntesiplerinde de bir rahatlama var, olacak benzeri. Ama bazıları dingin değil. Gülerce’yi sıkıştırıyorlar. Iştirak Eden reaksiyonlardan ardından şunları yazıyor o da: “Bazıları işin tatlıya bağlanmasını, bariş olmasını istemiyor. Ne diyelim, her biri bizzat karakterini yansıtır, kendisine yakışanı yapar.” Okumaya devam et “Kırılan kanatlar”