Vay canına


Vay canına

Bir yatıştırmaya 90 dakikadır. Dün mücadelede öyle. Şayet Fenerbahçe-Denizli mücadelenini 45 dk olarak duyuru ediyorum. İlk yarıyı yok sayıyorum. Üstelik hiç yaşanmamış. O yüzden laf etmeye de değmez.
Eğer yağmur varsa çoğunlukla mücadelenin 2. yarıları bir sürü pratik değil olabilir. Balçık sebebinden futbol yerine pek bir birşey göremezsiniz. Geçen Gün tam dersi oluyor. İlk yarıda Fenerbahçe adeta pırıl pırıl bir alan, dümdüz zemin ve fıstık benzeri bir havada oynuyormuş gibiydi. O yüzden ilk 45 dakikayı heba etti. İkinci yarıda da dank etti. Balçığa yönelik oynadı. O civarı perişan ve patates ya da pirinç tarlası bir alanda bu civarı fazla yüksek seviyede bir uğraş etmek ve efor sarf etmek öyle pratik bir birşey değil. Fenerbahçe geçen gün 2. yarıda en üst seviye futbol oynamayı başarmıştı. Korkunç bir uğraş, benzersiz sabır, ısrar, soluk tüketme ve hiçbir zaman karşılaşmayı bırakmama başka bir deyişle ne ararsan tümü Fenerbahçe’de vardı. Alex’in olmaması ise ilk defa bu

civarı hayırlıydı. Daum 2. yarıda takımındaki enerjinin farkına vardı, kokuyu aldı. O kokuyu aldığı amaçlı gözünü döndürdü. Üç golcü inşa etti. Ve bu üç golcü tekmeye kafa koyan bir biçimde uğraş edince ortada alanda bir sürü da pek sorun olmadı. Semih ve Guiza olalı daha doğrusu geçen seneden itibaren beraber bu civarı sıkı futbol oynamamıştı. Bu civarı birbirini anlayan ve destek eden bir oyun sergilememişti. Hele bir de Gökhan’ın aralarına girmesi onların işini hepten kolaylaştırdı. Denizli geçen gün hemen hemen Youla ile bir mucize yakalayacaktı. Şayet futbol her çeşitli akıbete açık meydana gelen bir oyun olsa da bazen bu işlemiyor. İkinci yarıdaki futbolla Fenerbahçe nokta kaybetseydi hakikaten bir sürü yazık olacaktı. Kaygan tabanda yere dayanıklı basarak ve rakibi canından bezdirerek kazandıkları her golün arkasında farklı bir çaba ve ter vardı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir