Suriyeli mahaline dilenmek

Suriyeli mahaline dilenmek

Trafik ışıklarında küçücük bedenleriyle otomobil camlarına yapışan Suriyeli çocukları bir kenara çekip, onlar yerine iştirak eden geçenden ücret talep etmek aklınızdan geçti mi hiç? Benim geçmedi. Ucundan dahi geçmedi. İçimin cız ettiği, gözlerimin yaşardığı oluyor şayet acımak dışarısında hiçbir birşey yapmhamle.
Süddeutsche Zeitung’daki haberi okurken dank etti şunlar. Gazetenin merkezi Münih’tedir. Bilgi, Macaristan üzerinden trenle şehre akın eden göçmenlere destek seferberliğiyle alakalı. Il halkı öyle bir örgütlü olup destek yağdırıyor ki Münih garına, nihayetinde zabıta twit atıyor “Yeter çoğalış, yemek, meyve suyu, genç bezi, çocuk maması getirmeyin, başa çıkamıyoruz”diye. Zabıta sözcüsü, yardıma gelenlerin, 3.000 küsur mülteci sayısını aştığını söylüyor. Macaristan alıkoyduğu amaçlı gelemiyor geride olan gruplar. Okumaya devam et “Suriyeli mahaline dilenmek”

JENNIFER BİLE ŞİŞMAN

JENNIFER BİLE ŞİŞMAN

Sosyal medyadaki takipçilerinden ve kadın yazarların çoğundan Amy’ye dayanak geldi. Kocaman vücut eşiğinin aşağıya çekilmesine karşı çıktığı amaçlı. “Büyük vücut ayrımına ölüm”nidaları yükseldi. Zira Hollywood’da sıfır ya da 2 vücut olmayan her kadın zayıflama baskısı altında. Sözgelişi New York Times, Jennifer Lawrence’ın Açlık Oyunları’ndaki rolü amaçlı “yeterince aç görünmediği” halinde tenkitte bulunmuştu.
O güzelim endamıyla Jennifer da “Hollywood ölçülerine yönelik ben obezim” demişti göğsünü gere gere. Guardian’da ise Amy’nin “büyük beden” kavramıyla uğraş etmediği, tam aksi bu istikametteki önyargıları körüklediği eleştirisi Okumaya devam et “JENNIFER BİLE ŞİŞMAN”

HAYALİ BAŞKAN

HAYALİ BAŞKAN

O ülke AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI, seçilemeyen kadın da Hillary Clinton oluyor. Dedim ya normalde bilgi dahi olmayabilirdi, topu topu 32 bin nüfuslu takımadaların politika sahnesi.
Şimdi belli bir süre da Başkan Trump’ın tweetleri dövüşçü göründüğünden, Hillary’ciler “Hillary 45’inci başkan olsaydı”kurgusuyla Twitter hesapları oluşturuyor. Yarısından Fazlasının Trump karşıtı federal memurlara ilişkin meydana geldiği ileri sürülüyor bu hesapların.
Bu arada Hillary Clinton bizzat hesabından günlük siyasetle alakalı paylaşımlarda yer alıyor. Sözgelimi, Trump’ın yedi Müslüman ülkenin halkına vize yasağı koymasıyla patlak verici protestoları destekliyor: “Ulusal değerlerimizi ve anayasamızı müdafaa etmek üzere ülke genelinde ayağa kalkan kişilerin yanındayım. Biz, bu değiliz”diye yazıyor. Ya da Trump’a muhalefet amaçlı sokağa dökülen bayanların yürüyüşünü alkışlıyor. Okumaya devam et “HAYALİ BAŞKAN”

Düşler Tarlası


Düşler Tarlası

Çok fazla hayal gören birisi değilimdir ben. Ya da gördüğüm düşleri bir sürü iyi hatırladığımı söyleyemem. Belli belirsizdirler benim düşlerim. Ne gördüğüm yüzleri hatırlarım, ne de düşümde nerede olduğumu.
Ancak bir şeyi açıklamakta yarar var; bir sürü fazla hayal görmediğimi söylüyorum, hayal kurmadığımı değil!
Uyurken düşlerle aram fazla iyi değil ama uyanıkken bir sürü güzel bir düşçüyümdür. İki durak arası bir otobüste ya da kaşla göz arası küçücük bir anda neler neler yaparım, nerelere giderim… Kah dev bir stadyumda binlerce insana şarkılar söylerim, kah okyanusların dibinde mercan toplarım.
Neyse, benim bu sabah sizlere belirtmek istediğim kurduğum düşler değil, gördüğüm bir düş!
Bilmediğim bir yerde simsiyah bir boğa ile simsiyah bir köpeğin kavgasını seyrediyordum düşümde. Öldüresiye saldırıyorlardı birbirlerine ama ben ne kan gördüm ne bir çığlık duydum. Boğayı bırakıp bana gerçek koşmaya başlayan köpek üzerime gerçek sıçradığı anda uyandım. Okumaya devam et “Düşler Tarlası”

ÇAKRA NEDİR, AURA KİMDİR

ÇAKRA NEDİR, AURA KİMDİR

Namık Hoca, “Böyle yaparsanız yanaklarınızdaki ve gıdınızdaki kırışıklıklar yok olur”demiş. Elifim bir haftadır evde ambulans sireni benzeri ‘Üüü… Eee…” diyerek dolanıyor. Hadi bunlarla sıkı berbat yönetim ediyorduk şayet şu yazılım program gezen astrologlar, hayat koçları, diyetisyenler ve şifalı nebatlar uzmanları falan iyice boyumuzu aştı. Annem, bir zamandır çakrayla aurayla bozmuş durumda…
Sabah haneden çıkarken auramızı kapatıyor, haneye dönüyoruz çakramızı açıyor.
“Çakra ne, aura kim?” diye sorsan balataları sıyırır şayet dersin ki adeta yıllarca Tibet’te spiritüel konularda öğrenim gördü… Bir “Pozitif enerji” deyişi var, valla olumlu enerji bu civarı enerjik değildir.
“Cevizin biçimi beyine benziyor. Onun amaçlı ceviz beyine sıkı gelir”diye harika buluşları meydana gelen ‘Otların Efendisi’ Ahmet Maranki’nin tavsiyesiyle ev halkını cevize doyuran Elifim’in içtiği sebze, meyve ve bilumum
acayip nebat suyunun ise haddi hesabı yok! Mutfak, mutfak değil kimya laboratuvarı. Okumaya devam et “ÇAKRA NEDİR, AURA KİMDİR”

UTANÇ GİBİ ‘SAMİMİYET’ DE VAR

UTANÇ GİBİ ‘SAMİMİYET’ DE VAR

Habere değil de adeta bir lunaparka gitmiş benzeri… Takıp takıştırıp sürüp sürüştürüp her köşe en başında objektife sırıtan pozları beni huzursuz ediyor.
Zaten bu muhabirlerin röportaj yaptıkları şahıslarla fotoğraf çektirmesi durumu bizdeki haliyle yeryüzünde aklı en başında hangi gazetede var heyecan ediyorum ya neyse…
Ayşe Arman’ın tüm o ağdalı cümlelerinin yanı en başında sırıtan yüzü içten gelmek bilmiyor maalesef…
‘Dünyada en bir sürü kulanılan sertleşme ilacının üreticisi’nin çalışmalarını ifade eden satırların sonrasında iştirak eden AlDS’lilere, gay’lere, tecavüz mağdurlarına yakılan ağıtlar, istatistikler öylece boşlukta sallanıyor… Okumaya devam et “UTANÇ GİBİ ‘SAMİMİYET’ DE VAR”

Ne diyorsam ben o değilim

Ne diyorsam ben o değilim

Söylediklerimiz değil, söylemediklerimizdir bizi biz yapan şeyler! Gösterdiklerimiz değil, gizlediklerimizdir hakikat öykümüz…
Geçen hafta sonu Eskişehir’e giderken gündelik güneşlik bir yoldan, hemen yan koltukta oturan gamzelerin sahibi, çocukluğunu anlatıyordu… Ona seneler yıllar öncesi, bana ek olarak dünmüş benzeri iştirak eden bir vakitten bahsediyordu.
Bir ara sesi kaybolup gitti… O, orada öyle yerleşik hararetli bir biçimde babasıyla bikini almaya gittikleri bugünü kelimelere döküp yine yaşarken; ben, iki sıkı dost Tencho ile Julio’yu hatırladım durup dururken…
Açtığı süre sonsuza civarı gidecekmiş benzeri duran saçların sahibi, öyküsünün en heyecanlı yerindeyken ben, Okumaya devam et “Ne diyorsam ben o değilim”

SESSİZ BİR YER’E İHTİYACIMIZ VAR


SESSİZ BİR YER’E İHTİYACIMIZ VAR

Ne civarı tek kalmaktan korkan insan var etrafta! Gsm telefonlarını ellerinden düşürmeyen, her saniye her dk bir yerlerde görmedikleri, bilmedikleri insanlarla bir birşeyler paylaşan tek vatandaşlar…
Dün bir arkadaşımın Twitter’da paylaştığı bir siteye bakarken (Bu yazının en acıklı cümlesi bu bence! Burada benim yalnızlığım gizli:) bizzat zavallılığıma gülüyordum. ‘The Quiet Place’ (Suskun bir yer) isimli sitedeki yazılar gözümün önünden akıp giderken son ne süre kendimle başı başa kaldığımı düşündüm.
“Zaman süre az bir mola almayı unuttuk” diyordu ekrandaki içerik, “Kısacık bir mola…”Kafamın içerisinde zor bir yük olarak taşıdığım anlamsız onca minik şeyle ordan oraya dolaştığımı söylüyordu ekran bana! Zaman içerisinde arkadaşlarımdan ve tanımadığım insanlardan iştirak eden mailler, davetler, ‘Poke’lamalar, ‘like’lamalar, ‘check-in’ler içinde bir başıma o civarı kalabalığım ki! Yalnızken dahi tek değilim… Okumaya devam et “SESSİZ BİR YER’E İHTİYACIMIZ VAR”

Mayıs sıkıntısı

Mayıs sıkıntısı

Kafamı toparlayabilsem yazmak istediğim bir dolu şey var! Ama kafam en az havalar civarı anlaşılmaz bugünlerde. Beynim gündelik güneşlik bir güne uyandığında kalbimde bardaktan boşanırcasına sağanak yağmurlar yağıyor. Kalbim sıcakken kafamın içerisinde ilgisiz soğuk rüzgârlar esiyor. Mayısın ortasında bir ekim sabahına gözlerimi açıyorum, gece yatağa ağustos sıcağında giriyorum…
Oysa kafamın içerisinde bulunan dağınıklığın ortada yerinde duran Newsweek’in ‘The First Gay President’ başlıklı kapağı ve 17 Mayıs Beynelmilel Homofobi Karşıtı Günüyle alakalı bir birşeyler yazmaktı niyetim! Güzde ifade edilecek AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI seçimleri öncesi eşcinsel evliliğe yeşil ışık yaktığı amaçlı son halkoyu Okumaya devam et “Mayıs sıkıntısı”

Rod, İbo ve babalarla kızları

Rod, İbo ve babalarla kızları

AYLESBURY’DEKİ pizza restoranının mutfağında, iki kelimelik İngilizce bir tümce kurmak amaçlı dokuz doğurmama nazaran sular su baskınlar benzeri bulaşık yıkadığım günlerde, patronum Innes’le bütün sohbetimiz futbol ve müzik üzerineydi. O günlerde UEFA şampiyonu Galatasaray sebebiyle Innes’in gözünde ne civarı prim topladıysam en sevdiğim şarkıcılar arasından saydığım bir isimle tamamını bir çırpıda harcayıverdim. 1980’lerin ortalarında çift kaset çalarlı teybimde sabahtan akşama civarı üst üste çalarak dinlediğim Every Beat Of My Heart şarkısıyla önce göz ağrım meydana gelen Rod Stewart’i ‘en sevdiğim şarkıcılar’ listemde sayınca Innes bir kahkaha attı. Anında sonrasında yaşamın mananını ‘kadınlar, müzik, futbol ve alkol’ olarak anlatan Stewart’ın bir portresini çizdi. O Rod Baba’yı anlattıkça benim, kıt İngilizcemle anlaya bildiğim kadarıyla, kafamın içerisinde İbrahim Tatlıses’in yüzü beliriverdi. Okumaya devam et “Rod, İbo ve babalarla kızları”