Austin Powers,Jack Ryan ve Derek Flint

Austin Powers,Jack Ryan ve Derek Flint

İşte dünyanın en kaygısız, huzurlu ve komik casusu! Projenin düşünce babası Mike Myers’ıi emeli, 1960’lı senelerin ajan filmlerinin bir parodisini gerçekleştirmekti. Korkunç dişlerine, eksantrik kıyafetlerine karşın bayanların daima onun peşinde koşması da ilginçti. Çekilen 3 filmde de kendini zorlamadan dünyayı kurtarmayı başarmıştı. Dördüncüsünü heyecanla bekliyoruz.
Tom Clancy’nin 1950’li senelerdeki romanlarında yaşam verdiği Ryan’ı beyazperdede ilk defa 1990 seneninde “Kızıl Ekim”(The Hunt for Red October) filminde bir CIA analisti olarak tanıdık. Alec Baldwin’in canlandırdığı Ryan, Soğuk Savaş çağında dünyayı kurtarmaya çalışıyordu. Henüz hemen sonra Harrison Ford’un yorumuyla “Patriot Games” ve Okumaya devam et “Austin Powers,Jack Ryan ve Derek Flint”

ERKEKLERE KOLTUK YOK

ERKEKLERE KOLTUK YOK

Ormanlık arazinin ortasında kocaman bir konut. Çocuk, çekingen ve suçsuz görünüşlü Evelyn (Chiara D’Anna) kapıyı çalar. Temizliğe gelmiştir. Konut sahibesi, otoriter Cynthia (Sidse Babett Knudsen) ilgisiz ve berbat davranır. Üstelik küçük hatalarından ötürü onu cezalandırır. Fakat az bir zaman ardından anlarız ki Evelyn hizmetçi değil, Cynthia’nın âşığıdır ve gördüğümüz her şey sık tekrarlanan, cinsel haz amaçlı bir oyundur. Cynthia kelebek, güve ve benzer düzkanatlı hayvanlar üst kısmına profesyonel bir entomologdur. Evelyn ise benzer sahaya alaka duyan bir amatör. Yetişkin, varlıklı ve kuvvetli Cynthia ek olarak romantik bir ilişki ister; oyunlardan yorulmuştur çoğalış. Çocuk, tutkulu Evelyn ise oyunların dozunu artırmaktan yanadır. Her ikisi de film süresince birden çok defa Okumaya devam et “ERKEKLERE KOLTUK YOK”

Bir ‘Kuzu’m dahi yok

Bir ‘Kuzu’m dahi yok

Kutluğ Ataman’ın Geçen sene Antalya’da Altın Portakal galip gelen filmi “Kuzu” gösterimde. Sinemamız amaçlı alışılmadık bir köy filmi meydana gelen “Kuzu”, erkek çocuğunun sünnet yemeği amaçlı kuzu kesmek talep eden fakir Medinasıl kaypak kocası İsmail’in hikâyesini anlatıyor.
Kutluğ Ataman’ın uzunca bir aradan ardından çektiği önce sinema filmi meydana gelen “Kuzu” yalnızca öyküsüyle değil; o öyküyü şekillendiren yazar-yönetmenin varlığıyla da dikkat çeken bir film. Bilhassa 1990’larda “postmodernizm”, “yapıbozumu” benzeri etiketleşen terimlerle beraber yan yana hatıralan bu stil filmlerde yöneten, Okumaya devam et “Bir ‘Kuzu’m dahi yok”

Mulholland Çıkmazı ve Anne Adaylarımız ve Kızları

Mulholland Çıkmazı ve Anne Adaylarımız ve Kızları

David Lynch Lynch’in başeseri, yıllarca aradığı rolleri bir çeşitli alamayan Naomi Watts amaçlı muhteşem bir çıkıştı. “Deneme çekimi” sahnesinde gösterdiği performansla eleştirmenleri kendine hayran bırakan Watts, “Betty”yi oynadığı sahnelerde bir sürü iyiydi. Seyircinin karşısına “Diane Selwyn” olarak çıktığı kısımda ise mükemmeldi ve role getirdiği duygusal yorumla bilmeceyi andıran “filmin mana dünyası”na kocaman katkı sağlıyordu.
Rodrigo Garcia Elizabeth, genç inşa etmeye karşın, bencil, hırslı bir avukat. Daimi ilişkiler kurmayı sevmiyor. İnsanların mutluluğunu kıskanan kötücül bir yanı da var. Şayet beklemediğiniz bir durum onu değiştiriyor ve yaşamının gizemi finalde aydınlanıyor. Watts, Elizabeth’in içerisinde bulunan fırtınaları, acıları, içinde Okumaya devam et “Mulholland Çıkmazı ve Anne Adaylarımız ve Kızları”

Bayan Abd,Carol ve El Club

Bayan Abd,Carol ve El Club

Noah Baumbach, “Frances Ha”dan ardından Greta Gerwig ile oyuncu ve senaryo yazarı olarak yepyeni bir işbirliğine ek olarak imzasını atıyor. Sundance Film Festivali’nde Baumbach’ın en neşeli filmi olarak nitelenen “Bayan Amerika”, bir New York hikâyesi anlatıyor. Gerwig, şehri bir sürü iyi tanıyan, maceraya açık Brooke karakterini canlandırıyor. Lola Kirke ise New York’un tadını çıkarmayı artık öğrenmemiş Tracy’yi oynuyor.
Patricia Highsmith’in bizzat deneyimlerinden de esinlenerek yazdığı “Carol”, 11 senelik bir yapım sürecinden ardından beyazperdede. “I’m not There”, “Velvet Goldmine” benzeri filmleriyle tanıdığımız Todd Haynes’in yönettiği film, 1950’li senelerin New York’unda iki bayanın aşkını anlatıyor. Film, Cannes’da Rooney Mara’ya en güzel kadın oyuncu ödülünü getirirken, Queer Palmiye’yi de kazanmıştı. Carol rolünde Cate Blanchett’in oynadığını da hatırlatalım. Okumaya devam et “Bayan Abd,Carol ve El Club”

Heavenly Creatures ve Aşk ve Hayat

Heavenly Creatures ve Aşk ve Hayat

1952’de Yepyeni Zelanda’da hakikaten yaşanmış bir olaydan serbestçe esinlenen film, iki çocuk kızın arkadaşlığını anlatıyor. Pauline ve Juliet, bizzat yarattıkları bir düş dünyasında yaşarlar. Birbirlerine fazla derece ilişkili olmaları ve bir çok kez beraber zaman geçirmeleri üst kısmına aileler müdahale eder şayet kızları birbirinden bölmek ağlatısal neticelere sokak açar… Winslet, önce sinema filminde çılgın ve enerjik Juliet rolünde uyarı cazip bir performans sergiliyor.
Jane Austen’ın 1795’te yazdığı, 16 sene ardından yayımladığı önce romanının sinema uyarlaması Kate Winslet’ın de çıkma filmi oluyor. Austen, zengin babaları ölünce kalıt kanunları sebebiyle yoksullaşan dul bir bayan ve üç kızının öyküsünü dönemin toplumsal şartları üst kısmına gözlemler inşa ederek anlatıyor. Destekçi bayan oyuncu Okumaya devam et “Heavenly Creatures ve Aşk ve Hayat”

ROCKY 7′ YA DA ‘CREED 1’

ROCKY 7′ YA DA ‘CREED 1’

İLK defa 1976’da tanıştığımız Rocky Balboa karakteri “Creed: Efsanenin Doğuşu”(Creed) ile yine huzurlarımızda. Fakat evvelki 6 filmin aksine, hikâye bu defa Sylvester Stallone’nin değil, Ryan Coogler’in imzasını taşıyor. 2013’te “Fruitvale Station” ile değinen çocuk yöneten Coogler, Rocky filmlerine hürmet duyan şayet bizzat tarzını getirmeyi ihmal etmeyen bir yaklaşım benimsiyor. Öyküyü aynı ritimde devam ettirirken ana karakteri kimsenin itiraz edemeyeceği “duygusal bir dokunuşla”değiştiriyor. Yeni kahramanımız, önce 4 filmin değişmez karakteri, “ezeli rakip ve dost” Apollo Creed’in gayri yasal erkek çocuğu Donnie.
Donnie’yi hakikaten ilgiye ölçüt kılan özelliği ise, iyi eğitimli, gelecek vaat eden, varlıklı bir çocuk meydana gelmesine cevap işçi sınıfı sporu boksa meydana gelen tutkusu. Bunun kökeninde ıslahevinde geçirdiği senelerin Okumaya devam et “ROCKY 7′ YA DA ‘CREED 1’”

PES ETMEMELERİNİN ALTI ÇİZİLİYOR

PES ETMEMELERİNİN ALTI ÇİZİLİYOR

2002 tarihindeki “Güneşli Pazartesiler”(Los lunes al sol) ile bilinen İspanyol yöneten Fernando Leon de Aranoa imzalı “Mükemmel Bir Gün”, savaş fonunda geçtiğimiz kara bir komedi olsa da iç savaşın sonuçlarıyla alakalı hassas, gösterişli pekçok oyun alanı/sahne barındırıyor. Top peşindeki minik Nikola (Eldar Residovic) ve ekibin çevirmeni Damir (Fedja Stukan) yöre vatandaşının içinde bulunduğu zor travmaları yansıtan karakterler… Filmin asıl olarak “yardım etme inadı” üst kısmına bir öykü anlattığı söylenebilir. Bizzat de bir destek gönüllüsü meydana iştirak eden ve Hudut Tanımayan Hekimler amaçlı çalışmış meydana iştirak eden Paula Farias’ın bir romanından sinemaya uyarlanan film, savaşın ortasında yaşamlarını tehlikeye atan gönüllüleri idealize etmiyor; onları kahraman olarak Okumaya devam et “PES ETMEMELERİNİN ALTI ÇİZİLİYOR”

TURNER YILDIZ GİBİ PARLIYOR

TURNER YILDIZ GİBİ PARLIYOR

“X-Men: Apocalypse” tek bir hemen dahi çabuk tempo, arbede, takip, tahribat ve gerilimden vazgeçmeyen bir aksiyon. Serinin öbür filmlerinde meydana geldiği benzeri en oldukça başarılı yanı, aksiyonu öyküyle bütünleştirmesi. Bilhassa finaldeki mutantlar arası arbede sahnesinde hem bir öykünün geliştiğini hem bir temanın derinleştiğini rastlamak olası. Çocuk mutantlar arbede sahnelerinde olgunlaşıyor; güçlerini geliştirip birlik ruhunun kıymetini anlıyorlar. Yöneten Bryan Singer, evvelki filmde meydana geldiği benzeri yeniden bir Quicksilver sahnesinde, bu defa “Sweet Dreams” beraberinde harikalar yaratıyor. Sık Sık izlemek isteyebileceğiniz bir oyun alanı/sahne bu… Yeteneklerini geliştirmeyi öğrenen Jean rolünde Sophie Turner’ın bir yıldız benzeri parladığını da belirtelim… Rengarenk karakterleri ve ilgiye ölçüt büyüme öyküleri ile X-Men, şahsi olarak en sevdiğim süper kahraman serilerinden biri. Yepyeni film belki serinin en iyilerinden biri değil şayet benim düşünceme göre baştan sona keyif içinde izleniyor. Okumaya devam et “TURNER YILDIZ GİBİ PARLIYOR”

KAOSU SEYİRCİYE BİRE BİR YAŞATIYOR

KAOSU SEYİRCİYE BİRE BİR YAŞATIYOR

Paul Greengrass’ın öncelikli maksadı, iki saat süresince soluk nefese ilerleyen bir tempo yakalamak meydana geldiği amacıyla, filmin esasında bu çeşit sorunlar üstünde derinleşme talihi birçok yok. Atina’da polisin müdahale ettiği bir ihtarname gösterisi esnasında meydana gelen önce kovalamaca sahnesi, filmin aksiyon mantığını bir sürü sıkı özetliyor. CIA yasal ve yasadışı olmak üzere iki farklı koldan Bourne’u yakalamaya ya da öldürmeye çalışırken, o da bizzat tasarılarını kalabalıkta kaybolarak gerçekleştirmeyi tecrübe ediyor… Buna Bağlı Olarak, aksiyon sahneleri çoğunlukla kalabalığın ortasında geçiyor. Greengrass, bazen oyuncuların bakış açılarını izleyen, çoğunlukla yakın Okumaya devam et “KAOSU SEYİRCİYE BİRE BİR YAŞATIYOR”