Kurbağalıdere son atık sudan kurtuldu

Kurbağalıdere son atık sudan kurtuldu

Yıllarca Kadıköy’ün başına bela meydana gelen Kurbağalıdere’yi kurtaracak kolektör nihayetinde devreye girdi. Çoğalış dereye kanalizasyon akmıyor. Berbat koku kocaman oranda azaldı, kabarcıklar yok oluyor. Islah çalışmaları ise devam etmektedir.
Uzun yıllardır çevreye yaydığı berbat kokuyla Kadıköy’ün baş belası meydana gelen Kurbağalıdere’nin kurtuluşu amaçlı en mühim hamle meydana gelen atık su kolektörü son devreye girdi. 1.5 kilometrelik bu kolektör yardımıyla çoğalış dereye kanalizasyon akmıyor. Tahmini bir ay öncesinde kolektörün çalışmasıyla beraber derede gözle görülür iyileşme de sağlandı. Sözgelişi yaz en başında su yüzeyinde meydana gelen kabarcıklar yok oluyor. Berbat koku da kocaman oranda azaldı. Elbette ek olarak derede ıslah çalışmaları halen devam ediyor. Yakıntı Hattı ekibinden Can Mete’nin Proje Müdürü Sinan Selçuk Togay’dan aldığı Okumaya devam et “Kurbağalıdere son atık sudan kurtuldu”

Bakırköy Ruh ve Hudut’e rezidans istemiyoruz

Bakırköy Ruh ve Hudut’e rezidans istemiyoruz

Bakırköy Ruh ve Hudut Hastalıkları Hastanesi’nin de içerisinde bulunduğu meydanda yapılmış olan plan değişikliği polemik yarattı. Etraf sakinleri, “Betonlaşma, rezidans istemiyoruz”diyor. Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu, tasarıya itiraz etmeye hazırlanıyor. Türk Tabipler Birliği Başkanı Profesyonel. Dr. Raşit Tükel de tasarısı “Geri dönüşü olası olmayan zararlara yol açacak”diye tenkit ediyor…
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, geçtiğimiz hafta Bakırköy Ruh ve Hudut Hastalıkları Hastanesi’nin de bulunduğu 1 milyon metrekare büyüklüğündeki 5 parsel için imar tasarısı değişikliği yapmıştı. 21 Nisan’da askıya çıkarılan plan değişikliği çerçevesinde; 90 senelik hastanenin yenilenip ek binalar yapılacağı, sahaya bir de toplumsal kuruluş inşa edileceği yorumlanmıştı. Tasarılama sahasındaki tescilli yapıların ve abide ağaçların korunacağı da belirtilmişti. Ancak bu plan Okumaya devam et “Bakırköy Ruh ve Hudut’e rezidans istemiyoruz”

PRODÜKSİYON BİRİNCİ SINIF VE GRİ BÖLGETERİN ÖNEM

PRODÜKSİYON BİRİNCİ SINIF VE GRİ BÖLGETERİN ÖNEM

işin buraya civarı meydana gelen bölümüne birçok bir itirazımız yok. Umarız, bugünden bu yana “Güneşi Gördüm” üzerine düşen misyonu mahaline getirir, ele aldığı konuların daha bir sürü tartışılmasını, konuşulmasını olanağı sağlar. Peki bir eleştirmen olarak asıl işimize gelirsek “Güneşi Gördüm” üst kısmına neler diyebiliriz?
Kırmızıgül’ün imaj, müzik, montaj ve zanaat idareninde profesyonel bir ekiple çalışıp, her şeyi sıkı örgütlü ettiğini, Batı standartlarında bir prodüksiyon kalitesine eriştiğini kolay bir şekilde söyleyebiliriz.Seçtiği oyuncular deseniz, tümü filmin mevzusunu ve duygusunu yansıtmayı iyi bilen, uzman isimler…
Ama bu civarı bir sürü şeyi aynı zamanda anlatmaya sıvanmış, bir sürü istikametli ve bir sürü karakterli olmaya personel filmin senaryosunun hatasız meydana geldiğini anlam etmek olası değil. Mesela, kendisini bir bir sürü kez döven abi Okumaya devam et “PRODÜKSİYON BİRİNCİ SINIF VE GRİ BÖLGETERİN ÖNEM”

KADIN SEYİRCİYİ UNUTMAYIN!

KADIN SEYİRCİYİ UNUTMAYIN!

Tüm yeryüzünde, sinema salonlarının en mühim müşterisi yaşları 15 ile 35 aralarında değişim gösteren çocuk bir kitle. Ülkemiz’nin sahip meydana geldiği çocuk nüfusu düşünürsek, son zamanlarda türk malı filmler lehine değişim gösteren balansları ve gelecekte olacakları ek olarak sıkı anlamlandırabiliriz.
Genç kitle deyince anında aklınıza ‘Maskeli Beşler’, ‘Recep İvedik’ türünde filmler geldiğinin farkındayım. Ama 2 milyon 783 bin birey aracılığıyla seyredilen ‘Issız Adam’ı unutmamakta yarar var. Okumaya devam et “KADIN SEYİRCİYİ UNUTMAYIN!”

İşte senenin sinema olayı

İşte senenin sinema olayı

Avrupalıların deniz fazla seyahatlere çıkıp Güney ve Kuzeyindeki Abd kıtasını, Afrika’yı, Asya’yı sömürgeleştirdiği dönemleri düşünün ya da 20. Asır başlarında yakıt amaçlı Ortada Doğu ve Arap yarımadasında olup bitenleri… Filmin bir yerinde dendiği benzeri sömürgeci zihniyet, randımanlı toprakların üzerinde yaşayanları öncesinde düşman haline getirir, ardından yok eder.
‘Avatar’ sömürgecilik tarihinin tüm damarlarından beslenen bir film. Şayet orada durmayıp, ek olarak ileri gidiyor; Endüstri Devrimi’nden itibaren gezegenimizin ekolojik balanslarını altüst eden anlayışı de tenkit ediyor.’Avatar’, Güneş Sistemi’nin ötesindeki bir gezegen meydana gelen Pandora’da 2154 tarihinde geçse de, çağımızın ve üzerinde yaşadığımız Yeryüzü’nün sorunlarını ele alıyor. Okumaya devam et “İşte senenin sinema olayı”

DÜNYA STANDARTLARINI YAKALAMAK

DÜNYA STANDARTLARINI YAKALAMAK

Türk sineması, estetik olarak, hikaye anlatım teknikleri olarak 90’ların dahi gerisine düştü. Yönetmenler ve yapımcılar, modern senaryo tekniklerini boşverip eskiyen Yeşilçam’ın masalsı, duygusal yapısına geriye dönmeyi seçim ettiler.
Bu arada prodüksiyon kalitesi (imaj, montaj, ses, zanaat idaresi) tarafından da istisnalar haricinde pekçok prodüktör pahalı olmayan olanı seçim etti, aşağıya yukarı düzeyi aşağıya çekti. Halbuki belli bir süre temkinli olsalar, gişede oldukça başarılı meydana gelen filmlerin yarısından yarısından fazlasının prodüksiyon kalitelerinin yüksek meydana geldiğini görebilirlerdi.
Özetle 2007 -2009 aralarında ele geçirilen pratik başarılar ve kocaman paralar, estetik ve teknik açıdan Türk sinemasının Okumaya devam et “DÜNYA STANDARTLARINI YAKALAMAK”

İşte rüyaların filmi

İşte rüyaların filmi

Yazar – yöneten Christopher Nvar olan, insan zihnini modern bir aksiyon filminin basit malzemesi haline getirirken bir sürü ileri gidiyor. Hayal gezgini bir adamın trajedisiyle bir soygun öyküsünü birleştiriyor ve bilhassa rüya sahneleriyle “Başlangıç”ı (Inception) hayret verici bir zanaat eserine dönüştürüyor.
Şöyle derin bir soluk alıp koltuğunuza heyetin. Hollywood’un sizlere bir sürprizi var: Tüm o görkemli özel efektler tipik bir “iyiler kötüleri yener” filmi amaçlı kullanılmamış. Evet, bu da akıcı bir macera filmi. İçinde bol miktarda aksiyon ve gerilim var. Şayet bu defa insan zihninin içindeyiz. Sinema tanrıları Christopher Nvar olan’ı kutsasın! “Başlangıç”, hakikaten iyi bir film. Okumaya devam et “İşte rüyaların filmi”

SESSİZ SİNEMAYA SAYGI

SESSİZ SİNEMAYA SAYGI

47 yaşlarındaki Sylvain Chomet, “Sihirbaz”da (L’iüusionniste), yeniden hüzünlü bir hayat kuruyor. Tüm ışıklar, renkler; belli bir süre soluk. Paris caddelerinde siyah beyaz olarak açılan, kartpostal tadmdaki Britanya ve Edinburgh görüntüleriyle süren film, esasında bir “sessiz sinema” örneği olarak da görülebilir. Zira Chomet, suskun sinema geleneğinin çağdaş bir temsilcisi meydana gelen populer Fransız yöneten Jacques Tati’nin (1907-1982) yalnızca bir öyküsünü değil, sinemasal dünyasını ve mizah anlayışını da ödünç almış. Üstelik filmin ana karakterine de onun hakikat adını vermiş: Jacques Tatischeff… Okumaya devam et “SESSİZ SİNEMAYA SAYGI”

BABAM VE AĞACIM

BABAM VE AĞACIM

Semih Kaplanoğlu’nun “Bal” filminin final sahnesinde, babasını kaybettiğini anlayan minik Yusuf, başını ormanda bir ağaç gövdesine yaslar. O kocaman ağaç, baba özlemini belli bir süre olsun giderebilecek midir? “Bal” bu suali cevap vermeden biter.
“Ağaç”(The Tree) ise baştan sona civarı bu problemin yanıtını arıyor. “Ağaç”fantastik bir film değil. Şayet O’Neil serisinin Avustralya kırlarının ortasındaki evinin anında yanı başındaki kocaman, görkemli ağaç, manevi bir gücü temsil etmekte. Ve o kuvvet, minik kız enbaşta olmak üzere, beklemediğiniz bir anda kaybettikleri babalarını anımsadıyor hepsine.
Dallarıyla semana, kökleriyle yeraltına gerçek uzanan ağaç, yalnızca babanın değil, öyle ki yaşamın sembolü. Yapraklarının Okumaya devam et “BABAM VE AĞACIM”

BASTIRILAN ARZULAR

BASTIRILAN ARZULAR

Ender bir sahnede Nihal’e, Çetin’le ilişkileri ile ilgili “Bizimkisi belli bir süre aşk gibi” diyor. Fakat, iki adam arasındaki bu “aşk” ne türlü bir tarihe sahip, ne türlü görünüyor, filmde birçok anlatılmıyor. Aralarındaki yakınlığın niteliğini, üçüncü birey üzerinden çözmemiz isteniyor. Bu, belli bir süre boşlukları doldurma oyunu benzeri. Aşkın başka halleri ve âşık olunan birey, aşık olanlar üst kısmına kesinlikle bir sürü birşey anlatır. Burada da anlatıyor. Şayet noksan kalıyor. Karakterleri bir sürü sıkı tanımadan, “büyük çaresizliğin” ne meydana geldiğini tam anlamıyla anlayamadan seyrediyoruz filmi.
Bastırılmış cinsel arzular üst kısmına eflatuni aşk inşa eden iki adam var karşımızda. Üçlü aralarında cinsel enerjisini özgür bırakan bir birey Nihal… Bu haliyle, benim düşünceme göre mazbut bir yanı var filmin. Okumaya devam et “BASTIRILAN ARZULAR”