Şarapta boğdurulmuş yılan balığı

Şarapta boğdurulmuş yılan balığı

Burası özel bir koltuk. Milyonlarca birey amaçlı. Yüzlerce senedir. Bakın, pratik bir birşey değil. Limitsiz ve inanılmaz bir iktidar! Ek Olarak doğrusu: Rekabete açık olmayan, şaşırtıcı bir terkip. Bazen son zamanlarda, 21. asır dediğimiz, kavramların erozyonda eridiği aralıkta “bu güç” ne türlü ayakta? Şaşırıyorum. Halbuki temel. O gücü vehmedenlerin kafalarında sual meydana gelmediği müddetçe iktidar zaafı oluşmuyor ki!
Vatikan’dayız. Burası, papaların makamı. Mezhebi her halükarda “Hıristiyanlar” amaçlı özel bir koltuk. Yüzlerce seneye yaslanan, git gelli, uslu ya da fırtınalı geçmişi değişim yarattı mı? Güvenilir değilim. Peki, papaların “şahısları” makamın gücüne etki etti mi? Vatikan’ın bir evvelki “patronu” hayat genelinde bir şöhretti. Bu ne Okumaya devam et “Şarapta boğdurulmuş yılan balığı”

EFSANE’NİN TERCİHİ

EFSANE’NİN TERCİHİ

Bu yılın ödüllerini “İskandinavlar”paylaştı. Dünyanın en iyi restoranı seçilen Noma’yı takiben herkesin Danimarka’ya uyarı kesildiği bilinen. Ya İsveç? Ya Norveç? Oralar da bizleri şaşırtmamalı. Yanı başımda bayrak sallahemen yan, tempo tutan çocuk adamın üst üstüne görüntüleri çekilince heyecan ediyorum; kimdir? Iyi durun. İsveç Prensi aşçılarını desteklemeye gelmiş. Konuşuyoruz. “İstanbul’da mutfak muazzam. Sizin aşçılar saat kaçta çıkacak?” Yila umarım, diyorum! Görüyorsunuz Kraliyet’in dahi tribüne geçtiği bir angajmandan laf ediyoruz. Açıkçası “yeme-içme âlemini” bir toplumun toplamında hayat biçiminden müstakil olarak okumak bir sürü kolay değil. Üstelik olanaksız. Bunu söyleye söyleye bıktırmış olabiliriz. Şayet öyle! Okumaya devam et “EFSANE’NİN TERCİHİ”

TAHTAKALE

TAHTAKALE

Meyhane kültürü, tarihsel olarak liman illerinin bir parçası olagelmiştir. Fatih Padişah Mehmed fethettiğinde İstanbul, yeryüzünde “meyhaneler şehri”olarak şöhret kazanmıştı. Bir Takım uzmanlar meyhane kültürünün İstanbul’dan çıktığını yazar. 16’ncı asır yazarlarından Kastamonulu Latifi, Tarifname-i İstanbul eserinde, İstanbul meyhanelerinin özellikle Tahtakale’de toplandığını, Galata’nın ise baştan başa meyhane meydana geldiğini belirtir: “Galata demek meyhane demektir.” Latifi bununla birlikte, Fatih Padişah Mehmed’in divan katibi, rint şair Okumaya devam et “TAHTAKALE”

Bir efsaneyle rakılı uçuş

Bir efsaneyle rakılı uçuş

Aydın Boysan’ın son kitabı Doyulmaz Dünyamıza, bir buluşmaya da vesile oluyor. Bu buluşmada Ali Esad Göksel, Boysan’dan rakı erbabı amaçlı tavsiyeler almayı da ihmal etmedi.
Yanımda bir efsane oturuyor; Aydın Boysan! İçindeki sevgiyi frenlemeyen, tamaksi her fırsatta sergileyen bir erkek. Elimi tutuyor, gülerek anlatıyor. Bir Sürü şükür, doksan yaşında şayet dinamik, keyfi yerinde. “Biliyormusun?” diyor, “Senin adının benimiçin bir sürü özeldir!” Aydın Ağabey’i 30 senedir tanışmak benzeri bir şansımvar. Dur bakalım, diyorumiçimden, bu “humour ocağından”bizimpayımıza ne düşecek? Ne düşse beğenirsiniz? Özel bir nostalji! Okumaya devam et “Bir efsaneyle rakılı uçuş”

Antigoni sahillerinde suşi

Antigoni sahillerinde suşi

20-30 birey serince esen akşamüstü Burgazada’dayız. Japonya’yı yakın izleyen ev sahiplerimiz, Aykut’larla konuşuyoruz. “Kapalı ada kültürünün” ne türlü olup da ruhumuzu bu denli okşayabildiğini…
Söz midevi tercihlerimizin gittikçe Japonya’dan yana seyretmesine geliveriyor… Akşamın teması: Suşiden öncesinde Türklerin neyle beslendiğini soruşturuyor ve sayıyorlar, İstanbul’da tam 36 farklı adreste suşi yeme imkânı belirlemiş. Doğrudur. Peki diye soruyorlar, nedir bu Türklerin suşi aşkı?
İstilacı Japon emperyalizminin tasarılı bir atağı ! Anlatayım, çekik gözlüler öncesinde şunu tespit etti: Türk erkeğinin kalbine giden sokak midesinden geçer. Öncesinde, noodle falan, ürkütmeden alıştırdılar ardından oltayı attılar. Hatırlar mısınız Ülkemiz’de izdivaç etmek talep eden “Japon kızı Kuni” izdiham yaratmıştı. Kuni Yenge’ye çıkan 150 küsur talip, bu stratejinin sağlaması değil mi? Bu civarı basit! Şaka bir yana; bu Japon mutfağı Okumaya devam et “Antigoni sahillerinde suşi”

ŞARAP VE HAYYAM

ŞARAP VE HAYYAM

Düşünüyorum. 20 sene ardından sosyologlar ne düşünecek? Ne düşünsünler? Hayyamdedi: Beynelmilel piyanistimahkûmettik. Ya sonra? Yargıdan sıyırıp almak amaçlı kafa patlatıyoruz. Bir Sürü şükür ki, şarapçılarımız “gerçek hayatı”yaşamadalar. Resmi, gayriresmi dertlerle cebelleşip şarap yapmadalar. Ve, sıkı durunuz: Övünebileceğimiz şaraplar! Türk şarapçılığı düş dahi etmediğimiz bir yere süratle geldi. 25 sene ardından dünyamarkası olacağımıza eminim. Serpilmekte, buluğ döneminde meydana gelen şarapçılığımıza itina göstermeliyiz. Hemtüketiciler olarak hemde hükümet siyasetleriyle. Bir birşey ek olarak. O da şarapçıların işi. Türk Malı ve Okumaya devam et “ŞARAP VE HAYYAM”

TARİH LİDERLER ELİNDE DEĞİL HALKLAR ELİNDE BİÇİMLENİYOR

TARİH LİDERLER ELİNDE DEĞİL HALKLAR ELİNDE BİÇİMLENİYOR

“Soma” deyince birey, “Daha öncesinde neler olup bitmişti”diye geriye dönüyor. İşte Zonguldak’ın, “kara elmas”ın efsanevi milletvekili Ecevit, o an hatıralar sahnesine çıkıveriyor. Eminim “Karaoğlan”, Soma’dan gidenlerimizi karşılamış onlara sokak gösteriyordur. Bülent Beyefendi neler yazdı, ne civarı yazdı bilemiyoruz. Şayet bir varsayımda var olmayı talep ediyorum. Akdeniz tarihinin bir şeyhülmuharririni var. Fernand Braudel. Bir ekolün kurucusu. Tarihin, önder ve liderler elinde değil halklar elinde biçimlendiğini anlatıyor. Bizim bildiğimiz Ecevit uzağa gitmiş olabilmektedir mi? Bir kere eminiz Bülent Beyefendi’in bakış açısını bir sürü birey okumak Okumaya devam et “TARİH LİDERLER ELİNDE DEĞİL HALKLAR ELİNDE BİÇİMLENİYOR”

PRENS’LE TANIŞIKLIĞIMIZ ESKİYE DAYANIR

PRENS’LE TANIŞIKLIĞIMIZ ESKİYE DAYANIR

Sunset’teki masamızın davetlisi Robert, Lüksemburg Prensi. Ortada Avrupa’nın en eskiyen ailelerinden birisi. Tamam tahtın veliahtı olmayabilir. Şayet ailenin bu kanadının elinde öyle bir birşey var ki, belki tahttan dahi kımetli. Anında düzeltmeliyiz; “belki” değil, hiç şüphesiz tahttan ek olarak kımetli. Inanılmaz. Prensin Bordeaux’daki bağı ve şatosu dünyanın en iyilerinden birisi. Tanınmış, tarihi ve efsanevi Chateau Haut Brion… Haydi geliniz şu filmi geriye saralım. 2011 senesinin temmuz ayına. Garip bir rastlantı. Tam doğum günüme. Hani “Arslan burcu pırıltı severmiş”derler ya, işte o hesap. Yıldızlar, “Madem öyle, al sana pırıltı, var mı diyeceğin”demiş olmalılar. Masaya “floş royal-flush royal” açılmış! Ötesi yok. Bordeaux’nun içerisinde, hemen hemen göbeğinde kalmış bir bağlantı Okumaya devam et “PRENS’LE TANIŞIKLIĞIMIZ ESKİYE DAYANIR”

İRİ ALASKA YENGEÇİ

İRİ ALASKA YENGEÇİ

Sene buz benzeri başladı. “Aurora” görme hevesim tavan yapmıştı. Kirkenes’e vardık. Kuzeyin kuzeyi. Norveç’in Çar coğrafyasının hududu. Akşam olsun “aurora” seyredelim derdindeyiz. Aurora, kutuplara yakın gözlenen havai-ışık hareketleri. Rengârenk. Aurora akşamını beklerken ne yapılıyor? Yiyor ve içiyorsunuz. Yılın “ilk garip yemeği”: Kirkenes’teki lokantanın terası. Mönüde ne var? İri Alaska yengeç ızgarası. Mangal başındayız. Mangala sıfır mesafeye mevzilenmişim. Yetmiyor. Çar coğrafyasında distile olunmuş çeşitli eşya tadılmakta. Mangaldan lezzet Okumaya devam et “İRİ ALASKA YENGEÇİ”

YİTİRİLMİŞ CENNETLER

YİTİRİLMİŞ CENNETLER

Ertesi zaman akşamüstü “Rahmi Beyleri” beklemetabir. Davranış saati vermiş. Ben de söyledim ya, esasen Alman usulü eğitilmişim. Netice şu: Söylenen saatten 1/2 saat öncesinde hazırlıklı, turlamadayım. Öyle ya, ne olabilir ne olmaz… İnsanın iş kuvvet olmadan avarelik yapması lüks bir iştir. Çevreye bakınır, öğrenirsiniz. Bulunduğum koltuk, Pierre’in önü. İzmir’i bilmeyenlere diyelim: “Pierre, Körfez’in alameti farikası.”Her nasılsa telef olmamış bir 19. asır manzumesi. Büyük Ihtimal gümrük, depolar, acente ve ofisler amaçlı binalar… Uzunca süredir restorasyonda. Bitince harika olacak. Şimdiden belli… Önümde uzanan caddenin adı Mimar Kemaleddin Caddesi. Ne diye? Zira, karşın köşedeki binaları Kemaleddin Beyefendi yapmış. Bizzat Vedat Beyefendi ile beraber, 1. Milli Yapı Dönemi’nin mühim imzası… 1920’li senelere civarı uzanan bir cereyan. İzmir’in kadirşinaslığı ne civarı harika… Okumaya devam et “YİTİRİLMİŞ CENNETLER”